Gölyazı Gezi Rehberi | Apolyont Gezilecek Yerler

Zambak Tepesinden diğer tepenin manzarası

Gölyazı'nın aklıma düşmesi ve burası ile ilgili blog yazılarını incelemem 2 sene öncesine dayanıyor. İlk olarak Türkiye'nin en popüler gezi bloglarından birinde okumuş ve yazılan olumsuz konular beni epey etkilemişti. Ama yine de kendim görmeliyim diyerek planlarıma almıştım. 2 sene içerisinde 3-4 kez planladığım ama her seferinde bir olumsuzluk yaşayıp gidemediğim Gölyazı'ya sonunda gittim. Batıl inançlarım yoktur ama "bu kadar zaman gidemedim, inşallah başıma bir şey gelmez" diye de içimden geçirdim:) Velhasıl başıma kötü birşey gelmeden eve geri döndüm.

Tabi Gölyazı'ya tek bir blog yazısı okuyarak gitmedim. Okuduğum yazıların çoğunluğu bir şeylerden şikayet etse de, aralarında güzel olanlar yada tamamen yüzeysel anlatıp geçen birçok yazı da vardı. Biraz ön yargı ile gittim ve açıkçası halen nasıl bir yer olduğunu anlayabilmiş değilim:)

Ben olabildiğince önyargısız, sadece gördüklerimi anlatayım, siz nasıl bir yer olduğuna karar verin:)

Genel:

Gölyazı

Öncelikle bilinmesi gereken Gölyazı'nın iki küçük tepeden oluşan bir yarımada olduğu. Birçok insan köprüden geçtikten sonra giriş yapılan, yada sosyal medya mecralarında fotoğrafı paylaşılan yarımada ucunun Gölyazı olduğunu düşünüyor. Ama öyle değil:) İlk tepe Zambak Tepesi'nin altına kurulmuş olan yerleşim (Apollonia antik kentinin nekropol (mezarlık) kalıntılarının olduğu), biz buraya yazı içerisinde yeni mahalle diyeceğiz, diğeri ise göl yükseldiğinde bir köprü ile geçiş sağlanan (Apollonia antik kentinin sivil yerleşim kalıntılarının olduğu) daha alçak tepenin olduğu yer. Buraya da eski mahalle diyelim:)

Bilinen ilk adı Apollonia Ad Rhyndacum. Aslında Türkiye'de Apollinia adını taşıyan 7-8 tane daha yer varmış. Burayı diğerlerinden ayırt edebilmek için Ad Rhyndacum'u eklemişler:) Ryhndacum ise; Ulubat Gölü havzasında ki Mustafa Kemal Paşa Çayına verilen isimmiş. 

Sular çekildiğinde köprü altı:)

Kentin çok eski dönem tarihi ile ilgili çok detay bilinmiyor. Sadece bölgede yapılan çalışmalarda elde edilen sikkelerden M.Ö 5nci yüzyılın ortalarında kurulmuş olabileceği tahmin ediliyor. O yüzden bende söylemler üzerine olan tarihi bilgileri pas geçiyorum:) Bilinen en net şey; burada Apollonia isimli bir antik kent olduğu ve şimdiki Gölyazı'nın bu antik kent üzerine kurulduğu. Şu an geçmişe yönelik sadece Kız Adası ismi verilen yerde Apollon'a adanmış bir tapınak ile yeni mahallede Zambak Tepesine çıkarken göreceğimiz Nekropol kalıntıları. 2016 ve 2017 yılından bu yana her iki yerde kazı çalışmaları devam ediyor. 

Osmanlılar ilk olarak 1302 yılında kazandıkları bir savaş sonucunda kovaladıkları Kite Tekfuru'nu (Kite Valisi/ Beyi) kovalarken Gölyazı kapılarına dayanıyorlar:) Ama tekfurun teslim edilmesi ile barış sağlanıyor ve şehre dokunmadan geri dönüyorlar. Ancak aradan bir süre geçince bu sefer Osman Bey'in silah arkadaşlarından birinin oğlu olan Kara Ali burayı fethederek Osmanlı topraklarına dahil ediyor. 

Gölyazı Sokakları

Osmanlı döneminde de Hristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu ama her iki inanca mensup insanların bir arada barış içerisinde yaşadığı bir şehir olarak varlığını sürdürüyor. Osmanlı zamanında ismi değişerek Apolyont oluyor. Cumhuriyet döneminde ise şimdiki adını, yani Gölyazı ismini alıyor. Mübadele sonrası nüfus oranları haliyle değişiyor ve buraya Selanik'ten göç eden Türkler yerleştiriliyor. Geçmişte geçim kaynağı ipekböcekçiliği, balıkçılık ve ticaret olan yerin şu an ki geçim kaynağı tamamen turizm ve balıkçılık.

Yarımada geçmişi çok eskilere dayanan bir yerleşim ama içeride ne var, ne yok birazdan keşfedeceğiz:) Önce ulaşım ve bu konu önemli.

Ulaşım:

Gölyazı'ya kendi aracınız ile ulaşmak son derece kolay. Her zaman olduğu gibi Google Maps uygulaması sizi hedefinize doğru bir şekilde ulaştırıyor. Ayrıca yol tabela desteği de fazlasıyla yeterli.

Zambak Tepe'ye çıkan yol üzerindeki kazı çalışma alanı

Buraya hafta içi yada hafta sonu gelme durumu önemli. Hafta sonu kendi aracınız ile gelirseniz, köyün girişinde belediye tarafından oluşturulmuş otoparka girmek zorundasınız. (Kış aylarında aynı uygulama var mı bilmiyorum) İnanılmaz bir kalabalık oluyor ve köy araç girişine kapatılıyor. Gün boyu otopark ücreti 15 TL. Allah'tan belediye bu işe el atmış. Aracınızı bıraktıktan sonra diğer tüm yerlere yürüyerek gidiyorsunuz. Havalar serinken sıkıntı olmayacaktır. Çünkü köy zaten küçük ama sıcak havalarda biraz zorlayıcı. 

Eğer yürümek istemezseniz, otoparkın göle bakan kısmında taksi görevi gören tekneler var. 100 TL. vererek buradan Ağlayan Çınar'ın oraya gölden ulaşım sağlayabilirsiniz. Tabi bu ulaşım şekli aynı zamanda tekne gezisi niyetine geçiyor ve yaklaşık 20 dakika sürüyor.

Hafta içi gelirseniz, kalabalık dörtte bir oranında azalıp, araç ile giriş serbest bırakılıyormuş. Az önce yazdığım gibi eski mahalle zaten yürüyerek keşfetmekten zevk alınacak bir yer. Ama Zambak Tepe'ye yürümek biraz yorucu:) En azından oraya araba ile gitmek tercih edilebilir.

Köye Bursa'dan toplu taşıma ile ulaşmak da mümkün. Bursa Belediyesinin iştiraki olan ve taşımacılık işinde olan Burulaş'ın resmi internet sitesinden otobüs kalkış saat ve duraklarına bakabilirsiniz. 

Keşfet:

Önyargısız yazacağım dedim ama keşfedeceğimiz yerlere geçmeden bir iki satır yazmadan edemeyeceğim:) 

Bursa gezimin ilk durağı olan Trilye, eski bir Rum balıkçı köyü. Sınırlarında 7 adet kilise, 3 manastır ve 3 ayazma var. Ve çoğu da halen ayakta. Yani köye girdiğinizde tarihine de şahitlik ediyorsunuz. Bunun yanında tarihi ev ve renkli sokaklar bonus:)

Bir sonraki yazdığım yer ise Misi Köyü. Buranın geçmişi de çok eski ve burası da eski bir Rum köyü. Burada geçmişin izlerini taşıyan tarihi bir yapı kalmamış olsa da 4-5 adet müze ile harika bir turizm destinasyonu haline getirilmiş. Yine burada da Trilye'de olduğu gibi eski evleri bonus olarak kabul edebilirsiniz:)

Peki Gölyazı? Bahsettiğim her iki yere göre çok daha popüler. Bırakın iki yeri çevrede bilinen yerler arasında en çok tercih edilen ve bilinen yer. Peki neden? İnanın bilmiyorum ve anlayamadım... Ki bu kadar zamandır gezi yazıları yazan biri olarak iyi gözlem yaptığımı inanırım:) Tarih deseniz, sadece yazılı tarih var.. Görsel anlamda birşey yok. Müze deseniz hiç yok:) Tarihi evler, sokaklar derseniz, diğer yerlere göre çok ama çok daha az sayıda.. Ama en kalabalık ve tercih edilen yer:)

Gölyazı Sahil

Birçok yazıda buranın fotoğraf grupları tarafından (İstanbul dahil) çok tercih edildiği, özellikle gün doğumu ve batımı çekimleri ile sandal çekimleri için çok tercih edilen bir yer olduğundan bahsediliyor. Çekilecek objeler konusunda yazılanların tamamı doğru. Gerçekten gündoğumu ve batımı fotoğrafları çekilecek yerler, yakalanabilecek kompozisyonlar açısından zengin bir yer. Özellikle balıkçılar ve sandallardan güzel kareler çıkabilecek bir alan. Ben gittiğimde 28 Ağustos Pazar günüydü ve benden başka boynunda fotoğraf makinesi olan insan yoktu:) Tabi cep telefonu ile çekim yapmakta mümkün ama fotoğrafçılık grupları, kulüpleri anlamında kimse yoktu.

Görülecek bir iki yerinden bahsedip tavsiyelere geçelim:)

Tarihi Yel Değirmeni:

Oradaydım:)

Köyün girişinde aracınızı park ettikten sonra sizi ilk olarak Tarihi Yel Değirmeni karşılayacak. Birçok yalan haber sitesi yel değirmeninin tarihini Gölyazı ile bir tutsa da, Osmanlı döneminde yapılmış. Ayrıca çevrede başka örneği olmayan özel bir eser. Uzun yıllar sınırı içinde olduğu okulun kömürlüğü olarak kullanılmış ama belediye duruma el koyarak restore ettirmiş ve turizme kazandırmış. Köyün girişinde böyle bir yel değirmeni buraya güzel bir hava katmış. Fotoğraf çektirmek isteyenler için ideal yerlerden:) 

Yel değirmeninden sonra sokak tezgahlarının bol olduğu yeni mahalleye giriyorsunuz. Yöreye özel meyvelerin satıldığı esnafı, bir süre sonra küçük restoran, çay bahçelerinin olduğu yol takip ediyor. Biraz bunaltıcı ama güzel diyebiliriz. Bu cadde üzerinde göreceğimiz ikinci yapıya geçelim:)

Aziz Panteleimon Kilisesi:

Aziz Panteleimon Kilisesi

Eski mahalle denilen alanda eskiden 5 tane kilise varmış. Ve bunların en iyi durumda olanı Aziz Panteleimon Kilisesiymiş. Ancak çıkan bir yangın sonucunda tamamen kül olmuş. Bundan dolayı yeni mahallede Osmanlı yönetiminin izniyle, yanan kilise yerine bu yapı inşa edilmiş. Savaş ve mübadele yıllarında farklı maksatlarla kullanılan kilise çok uzun sürede metruk halde kalmış. 2014 yılına gelindiğinde ise Belediye tarafından restore edilerek Kültür Evi adıyla yeniden hizmete açılmış. 

İçeride belirli zamanlarda ibadet/ ayin yapılıyor mu bilmiyorum ama alışılagelen kilise şatafatından uzak bir yer. İçerisi son derece sade ve basit dekore edilmiş.

Giriş ücretsiz ve pazartesi günleri hariç haftanın her günü sabah 09.00-12.00, öğleden sonra 13.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edebiliyorsunuz. Sanırım Gölyazı'da elle tutulur tek tarihi yapı.

Zambak Tepe:

Yeni mahallenin ara sokaklarından biri bu meşhur tepeye çıkıyor. Tabela desteği yada sorarak kolayca bulabiliyorsunuz. Buraya çıkan yol yazının başında da bahsettiğim gibi antik kentin nekropol kısmıymış. Şu an bölgede bir kazı alanı var. 

Zambak Tepe'nin en büyük özelliği ise; eski mahalleyi kuş bakışı gören en güzel yer. Harika günbatımı kareleri çekilebilecek sayılı noktalardan. Ancak burada herhangi bir tesis, park, çay bahçesi, lavabo vs. yok. Sadece bir kaç ağaç ve çıplak bir tepe:) Belki mezarlık olduğu düşünüldüğünden yada ileride kazı çalışması planlandığı için birşey yapılmamıştır. Ama sebep bunlar değilse çok güzel bir seyir terası ile insanların soluklanabileceği bir tesis yapılabilirmiş:) Eğer hafta içi gelirseniz araba ile çıkmanızı tavsiye ederim. 

Ağlayan Çınar:

Geldik Gölyazı'nın en sembolik objesine. Burası aynı zamanda eski mahalleye geçmeden önce ki son yer. Yaklaşık 750 yaşında, 35 metre yüksekliğinde ve 13 metre eninde devasa bir çınar ağacı:) 

Ağlayan Çınar

Rum kızı Eleni ile Mehmet'in mübadele dönemimde ki hüzünlü aşk hikayesi ve aşıkların ağacın altında hayatlarına son vermeleri nedeniyle halk arasında ismi ağlayan çınar olarak kalmış. Rivayet bu yönde. Çınarın en ilgi çeken özelliği ise gövdesinin yana doğru yatmış olması. Gerçekten gördüğüm en ilginç anıt ağaçlardan birisi oldu.

Buranın hemen altında ise size tekne turu imkanı sağlayan iskele var. Ücreti karşılığında 20 dakika süren tekne turu yapabiliyorsunuz. Zaten buraya gelen insanların büyük çoğunluğu tekne turu için gelmiş gibi duruyor. Göldeki tekneleri sayamıyorsunuz:)

Gölyazı Sahil ve Sokakları:

Köy Meydanı ve Çay Bahçeleri

Ağlayan Çınar'dan sonra artık eski mahalleye geçebiliriz:) Köprü sonrası sizi ilk olarak köy meydanı ve çınar ağaçları altında ki kocaman çay bahçesi karşılıyor. En sıcak havalarda bile esintili olması burada oturup çay içmek için yeterli bir sebep:)

Eski mahallenin sahil boyu çevresini dolaşmak en fazla 15-20 dakikanızı alacaktır. Ama ben ara sokaklara da girmek istiyorum derseniz 1 saati bulan bir keşif olacaktır. Yarımada boyunca böyle bir gezi güzergahı olması çok güzel, arada sandalları çekebileceğiniz bir sürü alan ile yol boyu kışlık hazırlığı yapan, balıkçılık malzemeleriyle uğraşan köy halkı ile keyifli sohbetler yapabilirsiniz:) 

Kış Hazırlıkları:)

Denize çıkan sokakları yok ama göle çıkan güzel sokakları var:) Bir tane köy meyanında, bir tane de sahil yolu boyunca geçmişe yönelik kalıntıları görebilirsiniz. 

Yol Boyu Kalıntılar


Tavsiyeler:

Gölyazı'da yöreye özgü bir lezzete rastlamadım ama gördüğüm kadarıyla güzel kahvaltıları olan bir yer. Ayrıca şık görünümlü kafe, restoranda yok. Özellikle eski mahalleye geçmeden önce Ağlayan Çınar'ın sol tarafında ki işletmeler diğerlerine göre biraz daha düzgün görünüyor. Bununla ilgili benim tek tavsiyem ise; köy meydanında ki çay bahçelerinde oturup çay içmeniz ve doya doya göl manzarası izlemeniz:)

Tekne turu da yapılabilecek aktiviteler içerisinde. Özellikle doğru mevsim ve saatlerde nilüfer çiçeklerini izlemek çok keyifli olacaktır. Yine doğru saatte tekne turuna çıkarsanız, içerisinde sandallarında olduğu harika günbatımı fotoğrafları çekebilirsiniz.

Gölyazı ile ilgili en olumlu gözlemim fotoğrafçılık konusu:) Hem tarihi sokak ve eski evler, hem de bol bol sandal fotoğrafı çekebileceğiniz bir yer.

Gölyazı

Mevsim sonbahar ve ilkbaharın başlangıcı diye düşünüyorum. Ve mümkünse hafta içi. Bu şekilde Gölyazı'dan daha memnun ayrılma ihtimaliniz var:) Çünkü insan kalabalığı gerçekten sıkıcı. İnsan kalabalığı haliyle sokak tezgahlarının da sayısını artırıyor ve köyü nefes alınmaz bir hale getiriyor. Nasıl ki bazı yerler kalabalık olduğu zaman keyifli oluyorsa, bu tarz yerler de insansız daha keyifli:)

Konaklama ile ilgili gördüğüm 2 adet otel/motel var. Ama daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi bu tarz popüler yerlerde maliyetli konaklama yerine, şehir merkezinde daha kaliteli ama daha uygun yerlerde konaklamayı tercih etmek daha mantıklı olacaktır. 

Çocuklu aileler için uygun bir yer mi? Bence değil, çünkü tekne turu dışında çocukların ilgisini çekebilecek bir aktivite yok:)

Gölyazı ile ilgili benim izlenimlerim bunlar. Aralarda benim gözümden olumsuz konulara yer verdiğim bir yazı oldu:) Okur Arkadaşlardan giden varsa, onların fikirlerini yorumlarda okumak, dinlemek isterim:)

Vakit ayırıp okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederim.

Yorum Gönder

26 Yorumlar

  1. Yıllar önce ben de bir blogda ağlayan çınarı görüp merak etmiştim. Bandırma'ya giderken uğradığımız bir yerdi. Bayram tatili olduğundan, sizin de dediğiniz gibi kapalıydı. Şöyle bir dolanıp çıkmıştık. Şimdi pek hatırlayamıyorum ama çay bahçesi gibi bir yerin içinde miydi? Ağacın etrafı da kapalıydı, yanına gidemedik.
    Oranın halkı da pek alışık değil dışarıdan gelenlere herhalde. Tip tip bakıyorlardı. Velhasıl ben de olumlu bir şey söyleyemeyeceğim şimdi. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çınar ağacının çevresi eskiden çay bahçesiymiş (fotoğraflardan görmüştüm) ama şimdi onları kaldırmışlar. Sadece banklar var ve böylesi sanki daha iyi olmuş. En azından biraz kalabalığı azalmış ve rahatça oturup, ağaca bakabiliyorsunuz:) Şimdi tip tip değil, ağzınızın içine bakıyorlar, turistlere alışmışlar. Sonuçta geçim kaynağı turizme dönmüş:)

      Sil
    2. Bugün fotoğraflarımı düzenlerken ağlayan çınarın fotoğrafına bakıp kıyasladım da bayağı değişmiş o da. Zaten ağacın devrildiğine dair bir blog yazısında okumuştum. Benim çektiğim fotoğrafta daha dik duruyormuş.

      Sil
    3. Kökleri göle gidiyor diye söylemişlerdi ama tam olarak bilmiyorum:) Ne de olsa 750 yaşında, eğrileşmesi normal artık:)

      Sil
  2. Çok güzel yermiş :) Yolum düşerse mutlaka buraya uğrarım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim:) Hafta içi planlama yapmakta fayda var:)

      Sil
    2. Ahh hafta içi bi boşluk bulsam abi :D

      Sil
  3. Merhabalar.
    Gölyazı ile ilgili paylaşımınızda yer alan 750 yaşında, 35 metre uzunluğunda ve 13 metre genişliğindeki dev çınar ağacından etkielndim. Rum kızı Eleni ile Mehmet'in mübadele yıllarındaki aşklarının bu çınar ağacı altında son bulması içimi burktu ve çok üzüldüm.
    Bu güzel gezi paylaşımınız için kaleminize, emeğinize ve gönlünüze sağlıklar dilerim.
    Selam ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey;

      Değerli yorumunuz için teşekkür ederim:) Saygılarımla.

      Sil
  4. Bak işte buraya gittim, gördüm, gezdim birkaç defa ama sizin kadar detaylı değil tabii ki. Tekne turu da çok keyifli oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten çok detaylı gezecek kadar büyük bir değildi:) Ama şirin ve güzel diyebiliriz:)

      Sil
  5. Değişik bir yermiş, bayağı fotoğraf çekmişsiniz. Bazı yerler gereğinden fazla popüler olurken bazıları da tam tersi. Önemli olan gezerken bizim ne hissettiğimiz. :) Bilgilendirme için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim:) Öncelik her zaman anın tadını çıkarmak:) Ama bazı yerlerde gerçekten abartılıyor ve burası da biraz öyle gibi:)

      Sil
  6. İstanbul gidişlerinde 2 kez uğradık. Birincisinde çok yağışlı olunca ben tekrar gitmek istemiştim. Bende çok olumlu duygular bırakmadı Gölyazı. Sevemedim orayı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizinle aynı fikirdeyim:) Zaten ön yargılı gitmiştim ve beni çok şaşırtmadı:)

      Sil
  7. A beautiful place where I would like to go. Curious how familiar the windmill looked.
    greetings
    Coisas de Feltro

    YanıtlaSil
  8. Bence yine de objektif bir yazı olmuş. Sonuçta gördüklerinizi ifade etmişsiniz. :) Sanırım adı kendinden önde olan bir yer. Ne yalan söyleyeyim pek ilgimi çekmedi ama yazınız yine detaylı ve bilgilendiriciydi. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok popüler ama ben yazıda da fazlasıyla belirttiğim gibi beğenmedim:) Teşekkür ederim:)

      Sil
  9. Ağlayan Çınar etkileyiciymiş hocam :)

    YanıtlaSil
  10. Bursa tarafında bir kaç yeri göremedim henüz, Trilye, Gölyazı ve diğerleri bunlardan. Bildiğim ve hatırladığım kadarıyla Gölyazı' da herkes tarafından sevilen bir dizi çekilmişti, ondan sonra rağbet arttı. Bazı yerlerin şansı var ama bu şansı nasıl kullandıkları çok önemli ayrıntı.
    Elinize sağlık, güzel bir yayın yine. Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Momentos;

      Dizi çekilip de meşhur olan yer Cumalıkızık. Gölyazı'da bir dizi çekildi mi onu bilmiyorum.

      Sil
    2. Baktım, Güneşi Beklerken isimli bir dizi çekilmiş ama izlemedim:) Sevgili Momentos; o tarafa yolunuz düşecek olursa ilk tavsiyem kesinlikle Misi Köyü:) Teşekkür ederim, saygılarımla.

      Sil
  11. Güneşi Beklerken dizisi çekilmişti birkaç bölüm:) Sakin bir yer gibi, gidip gezersem de sıkılacakmışım hissi verdi bana. Ağlayan Çınar merak uyandırıcı:))) Her zamanki gibi çok güzel ve ayrıntılı yazmışsınız, emeğinize sağlık:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle hafta sonu gidilmemeli ve açıkçası uzun vakit geçirilecek bir yer değil:) Teşekkür ederim, mutlu haftalar:)

      Sil