İstanbul Tarihi Hanlar-3 | Hayat40tansonra

İstanbul Üniversitesi

Blog sayfamı yakından takip eden Arkadaşların hatırlayacağı üzere bundan yaklaşık 4 sene önce Fatih İlçesi, Eminönü Semtine bir gezi yapmış ve bu bölgede ki görmeye değer neredeyse tüm tarihi hanları gezerek iki yazı dizisi hazırlamıştım. Ve inanın bu ziyaret İstanbul gezilerim arasında en keyiflisi olmuştu.

Bu sefer yine aynı bölgeye, yarım kaldığını düşündüğüm mekanlarla, birazda açıkçası instagram influencerlarının etkisiyle yeni yerler ekleyerek bir gezi planladım. Tabi sadece onlara güvenmek gibi bir hata yapmadım:) ve kendimden bir kaç yerlerde ekleyerek düştük yollara.

Bu bölge gerçekten çok ilginç. Her geldiğimde yeni yerlerin gözüme çarptığı, "hadi canım" dedirten yerlerle karşılaştığım inanılmaz tarihi eserlerin olduğu bir yer. Sadece bu bölgede ki cami, medrese tarzı yerleri gezmeye kalksanız inanın aylarınızı bu bölgede geçirmeniz gerekir:)

Yazının detaylarına geçmeden önce ufak bir konuya değinmek istiyorum. İstanbul'da yaşayanlar zaten bu eziyeti çekiyordur ama başka şehirlerden gelen insanlar için zaman fark etmeksizin bu şehre gelmek ve geri dönmek cidden büyük ızdırap haline gelmiş desem inanın az bile söylemiş olabilirim. Trafiğin her yerde bu kadar yoğun olması, insanların her geçen gün daha saygısız ve kuralsız hale gelmesi bu şehirden soğumak için yeterli bir sebep gibi:( İstanbul ziyaretleri sonrası bir daha aylarca gidesim gelmiyor inanın...

Ufak bir serzeniş sonrası geçelim gezi rotamıza ve mekanlarımıza. Yaşadığım keyif ve hayal kırıklıklarımı anlatmaya başlayayım:)

Plan; 

Sultanahmet Meydanı arkasında bulunan İsparklardan müsait olana arabayı park etmek ve Ayasofya, Sultanahmet arasından geçip kısa bir meydan turu yapmak. 

Sonrasında Divan Yolu'nu takip ederek Sahaflar Çarşısına kadar sağa sola hayranlıkla bakıp yürümek:) Sahaflar Çarşısını doya doya gezmek (Arka tarafındaki Bayezid Camii ve İstanbul Üniversitesinin giriş kapısı bonus oldu) ve Kapalı Çarşıya girerek Zincirli Han'a ulaşmak. 

Zincirli Han'ın tadını çıkardıktan sonra influencer kandırmacası Rococo İş Merkezini bulmak, arada yeni keşfedilen hanlara, iş merkezlerine giriş-çıkış yapmak. 

Rococo İş Merkezi hayal kırıklığı sonrası merakla beklenen Sağır Han'a yürüyüş:) Arada Giritli Mustafa Paşa Hanı, Büyük Yeni Han ve Büyük Valide Hanı yeniden hatırlamak. Keyifli ve uzun süreceğini tahmin ettiğimiz Sağır Han ziyareti sonrası yemek molası ve yeni hayal kırıklığı olacak Diri Hanı keşfetmek için yeniden yollara düşüş:)

Büyük Valide Han Koridorları (2022 yılı)

Diri Handan sonra yeter artık deyip, kahve molası için Beta Yeni Hana yürüyüş, kısa kahve molası sonrasında; Mısır Çarşısı, Eminönü Meydan, Çiçek Çarşısı turu ve Sultanahmet de kısa bir tatlı molası sonrası arabaya geri dönüş.

Hazırsanız kısa ama öz bir şekilde rotaya bağlı kalmadan anlatmaya başlıyorum. Önce hayal kırıklığı yaşadığım yerler.

Rococo İş Merkezi:

Rococo İş Merkezi girişi

Önce bu ismin ne anlama geldiği ile başlayalım. Tarihte Rococo mimari dönemi diye bir şey var. Barok tarza tezat olarak dönemin mimarları tarafından ortaya çıkarılmış ve koyu renklerin yerine mavi, yeşil, pembe tonların da dahil olduğu açık pastel renkler kullanılmış. Esas olarak da süslü ve coşkulu mimari tarzı olarak tanımlanmış. Bu iş merkezinin renkleri de gayet canlı ama ismini buradan mı almış bir bakalım:) 

Rococo İş Merkezi

Mimariden çok renkler ve canlılık açısından bakınca rococo mimariden esinlendiğini ve isminin de buradan gelmiş olabileceğini yazan bazı kaynaklar var ama dönemin Avrupa'da ki örneklerine bakınca da "ne alaka kardeşim" deme durumu söz konusu:) Bu esinlenmeden ziyade Ermeni tüccar Kriko (Koko) Kürkçüoğlu tarafından inşa edildiği ve ismini de buradan aldığı yönünde ki rivayetler daha çok kabul görüyormuş ve açıkçası bana bu ihtimal daha makul göründü:) Tabi böyle bir yapının tabela, kitabe vb. bir şeyinin olmaması yada bunlardan yola çıkarak bir bilgiye ulaşamamak da son derece ilginç. Ama bilinen bir gerçek var, o da şu an Amerika'da bulunan İranlı bir iş adamının kara para akladığı iddia edilen küçük ofisinin bu iş merkezinde olduğu:) Halen kapalı:)

Az önce de belirttiğim gibi buranın tarihi ile ilgili yazılı bir kaynak bulmak imkansız gibi. Geç Osmanlı dönemi mimarisine yakın ve bilinen Osmanlı Hanlarından biraz farklı bir yapısı var. Konaklama yok, sadece ticaret var. Bu anlamda konaklama+ticaretten tamamen ticarete geçiş döneminin hanlarından diyebiliriz. Yada modernleşme ile han kavramından iş merkezine geçiş olarak da adlandırabiliriz.

Rococo İş Merkezi

Şu an kuyumculuk ve çanta ağırlıklı ticaret yürütülüyor ve halen ayakta olmasının en önemli nedeni atölye+satış mantığı ile çalışması. Eski tip hanlarda bundan biraz daha farklı bir durum söz konusu. Orada ki esnaf daha çok toptancı modeli ile iş görüyor. Bu nedenle de hanlar ticaret merkezinden ziyade depo olarak kullanılıyor. Ama bu iş merkezinde hem üretim hem de satış olayı var. Bu yüzden diğer birçok yere göre daha hareketli ve halen ayakta durmaya çalışıyor. 

Bunlar mevcut bilgiler. Benim fikrime gelecek olursak:) Bu ve birazdan anlatacağım Diri Han, instagram üzerinden tespit ettiğim, anlata anlata bitirilemeyen yerlerdi ve kesinlikle görülmesi gereken yerler olarak bahsediliyordu. Evet kötü diyemeyiz ama bana hitap eden yada özellikle görmeye gelmem gereken bir yer değil. İçeride yapılan ticaret ilgimi çeken türden değil. Bina yapı olarak yine ilgimi çeken türden tarihi değil. İç mekan çok sıradan değil ama benim gözümde aşırı ilgi çekici de değil. Fotoğraf anlamında mimari yapılara ilgi duyanların arşivine ekleyebileceği bir yer diyebiliriz. Velhasıl sadece kapısından girip, sizlere bahsetmek için iki kare çekip çıktığım bir iş merkezi. Tabi buraya gelmişken kafanızı içeri uzatıp bir bakın yine de:) Belki size ilgi çekici gelir...

Diri Han:

Diri Han merdivenler

Burası da sosyal medyada "İstanbul'un en güzel hanlarından" birisi olarak lanse edilen bir yer. Burası da Rococo gibi, han değil iş merkezi. Çünkü han dediğimiz zaman bende uyandırdığı hissiyat çok daha farklı. Burası kısmen tarihi ama aynı zamanda modern bir iş merkezi. AVM olamamış ama tarihi han kategorisine de girememiş bir iş merkezi demek belki daha doğru olur:)

Bu handa kitabesi olmayan geç Osmanlı mimarisinin örneklerinden sayılıyor. Ve muhtemelen 18inci yüzyıl sonlarında inşa edilmiş olabileceği değerlendiriliyor. Buranın en ilgi çekici yanı ise; spiral merdivenleri. Büyük ihtimalle bu yüzden fotojenik olarak görülüyor ve lanse ediliyor. Tabi bir de hemen her katta korkuluklara asılan çiçekler burayı daha ilgi çekici kılıyor. Üst katı bildiğiniz botanik bahçe:) Bu arada 10 katlı bir bina olduğunu da unutmadan ekleyelim. 

Diri Han

Halihazırda hediyelik eşya ve mağazaların olduğu bir yer. Buraya geldiğimizde gözümüzde büyüdüğü için zaten tam olarak gezme niyetimiz yoktu ama girişteki güvenlik görevlisi, temizlik olduğu için girişin yasak olduğunu söyleyerek daha baştan yolumuzu kesti:) Saat dörtten sonra temizlik başlıyormuş. Burası bir iş merkezi... Sanırım fazla ilgi esnafı bunaltmış olacak ki böyle bir çözüm geliştirmişler. Ama farkında değiller ki bir süre sonra oraya gelen insanları mumla arayacaklar:) İlgi istemiyorsanız reklam yapmayacaksınız, ilgi istemiyorsanız ilgi çekici görünmek için süsleme vs yapmayacaksınız. Sonuçta orayı merak edip gelen her ziyaretçi aynı zamanda potansiyel müşteri:) Bu yazdıklarım da reklamın iyisi kötüsü olmaz kategorisine girmiş olabilir ama ben yazayım, siz değerlendirin:)

Burası da hazır gelmişken eksik kalmasın, bi bakıp çıkacaktık diyeceğiniz yerlerden olabilir. En azından bizim için öyle oldu:) Yazılarımda, sosyal medya paylaşımlarımda olabildiğince objektif olmak, kendi gözlemlerimi başımı belaya sokmadan yazmak istiyorum:) Zaman zaman benimde belki sizlerin hoşuna gitmeyen yerleri güzel olarak yansıttığım zamanlar olabilir. Ama inanın son zamanlarda özellikle sosyal medyada birçok yer çok fazla abartılıyor. Belki bir çoğu bundan para kazandığı için güzel yazmak, paylaşmak zorunda kalıyor. Ama yine de iyiye iyi, kötüye kötü de diyebilmek lazım diye düşünüyorum:) O yüzden siz siz olun her paylaşılana kanmayın:)

Sahaflar Çarşısı:


Sahaflar Çarşısı giriş

Bu meşhur çarşı aslında şu anki yerinde kurulmamış. 1460 yılından 1894 yılında yaşanan büyük İstanbul depremine kadar Kapalı Çarşının içindeymiş ve toplamda 50 kadar dükkandan oluşuyormuş. Ancak deprem sonrası, 1908-1910 yıllarına geldiğimizde topluca bugünkü yerine taşınmış. 1952 yılına geldiğimizde ise bu sefer bir yangın felaketi ile büyük zarar görmüş. Ancak o günün belediyesi bölgeyi kamulaştırarak 22 dükkan ve 1 müzayede salonundan oluşan yeni bir sahaflar çarşısı inşa etmiş. Şu an Beyazıd Camii ile İstanbul Üniversitesi arasında ve Kapalı Çarşıya komşu diyebiliriz. 

Bu arada sahafın kelime anlamı Arapçadan geliyor ve suhuf yani "sayfalar" demekmiş.

Okumuş olduğum tüm kaynaklar aynı şeyden bahsediyor ve açıkçası benim gözlemlerim de biraz o yönde. Nedir derseniz? Sahaflar çarşısının ismini ne kadar karşıladığı. Buranın ortaya çıkmasında ki asıl sebep şu; İstanbul'un fethinden sonra bu bölgede hızlı bir şekilde medrese, kütüphane, ilim merkezi vb yerlerin sayısı artıyor. Buna bağlı olarak da kitaba olan ihtiyaç baş gösteriyor. Ve sahaflar çarşısının ilk temelleri bu şekilde atılmış oluyor. Fakat o dönemin en önemli özelliği sahafların sadece satıcı değil, aynı zamanda entellektüel kişikiliklere sahip olması. Mesela o dönem çarşıda en yaşlı kişi şeyh olarak seçilirmiş ve birden çok dil bilmesi, çok okuması, çıraklık yapmış olması gibi şartlar aranırmış. Ve o dönem sahafların sattıkları kitaplar hakkında bilgi sahibi olması da bir zorunlulukmuş. Yani insanlar sadece tezgahtar değil, aynı zamanda bilginin bekçisiymiş. Ama gel zaman git zaman bu özellik zamanla kaybolmaya başlamış. Kimsenin hakkını yemek istemem ama şu an sadece belli görüşlere sahip insanların çoğunlukta olduğu bir yer izlenimi veriyor. 

Sahaflar Çarşısında bir dükkan

Yine de ne olursa olsun, nadir kitapların, kitapların ilk baskılarının bulunabilmesi, bir kitabın peşine düşme kültürünün yaşatılabilmesi açısından böyle bir çarşının varlığı mutluluk verici. Baktığınız zaman ilgisiz, düzensiz bir yer değil. İçeride ilk Türk matbaacısı İbrahim Müteferrika'nın heykelinden, çeşmelere kadar düzenli bir yapı var. Yukarıda da yazdığım gibi zamanının belediyesi tarafından 1950'li yıllarda dükkanlarda tek düze hale getirilmiş ve içerisi halen bir cazibe merkezi olmaya devam ediyor. Özelikle ziyaret edebileceğiniz bir çarşı.

Bayezid Camii:


Bayezid Külliyesi

Aslında buraya sadece bir cami diyemeyiz. Külliye olarak inşa ediliyor ve cami, türbe, aşhane, tabhane, sıbyan mektebi, medrese, hamam ve kervansaraydan oluşuyor. Buranın en büyük özelliği ise; Fatih Külliyesinden sonra İstanbul'un en büyük ikinci külliyesi olması. 1501 yılında yapımına başlanan külliye, 1505 yılında tamamlanarak hizmete açılıyor. Ancak mimarının kim olduğu konusu halen tam olarak bilinmiyor. Buraya yazmak istememin sebebi de aslında büyüklüğünden kısaca bahsetmekti. Yoksa bu bölge de belki 50 metre arayla bir çok cami ve mescid bulunuyor. Birde İstanbul Üniversitesinin ikonik giriş kapısı ile karşılıklı olması, büyük meydanı direk dikkati çeken hususların başında geliyor. Kafanızı bir sağa, bir sola çevirmekten alıkoyamıyorsunuz:) 

İstanbul Üniversitesi

İstanbul Üniversitesinin giriş kapısının hikayesine de çok kısa değinelim;

Yenilikçi padişahlarımızdan II. Mahmut, seneler 1826'yı gösterdiğinde öncelikle ordu olmak üzere birçok değişiklik yapmak istiyor ve ilk işi Yeniçeri Ocağını kaldırmak oluyor. Askerlerin merkezini de şu an ki İstanbul Üniversitesi kampüsünün bulunduğu alana aldırıyor. Bu kışlanın ikonik giriş kapısına da Serasker Kapısı ismini veriyor. Bab-ı Ali Kapısı devletin gücünü temsil ederken, bu kapıda askeri gücü temsil eden bir yapı olarak düşünülüyor. Ancak şu an gördüğünüz kapı orijinal hali değil. Sultan Abdülhamid zamanında bu ihtişamlı halini alıyor. Burası ile ilgili 1933 yılında Osmanlıca yazıların kaldırılması, silinmesi ile ilgili çıkan yasa sonrası kapının en üst kısmında ki tuğranın kaldırılmaya çalışılması ile ilgili ilginç hikayeler var ama sanki burada anlatmaya pek gerek yok, iyice araştırdıktan sonra belki başka bir yazı konusu olur :) 

Giritli Mustafa Paşa Han

Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı, Zincirli Han, Büyük Yeni Han, Büyük Valide Han ve Sağır Han eski yazılarımda detaylı anlattığım yerler olduğu için sizi daha fazla sıkmamak adına onları pas geçerek Beta Yeni Han'a kahve molasına geçiyorum:) 

Büyük Yeni Han (2022 yılı)

Sadece bu bölgeye gidecek fotoğrafçı arkadaşlara Giritli Mustafa Paşa Hanını mutlaka ziyaret etmelerini öneriyorum.

Beta Yeni Han:

Beta Yeni Han

İçersinde 8 farklı dükkan ve kahve müzesinin yer aldığı, renovasyon görmüş tarihi hanlardan birisi. Sadece tarihi bir han değil, burası kahvenin sıfır noktası olarak kabul edilen bir yer. 1554 yılında yapıldığı tahmin edilen yapının, mimari ve tarihsel bulgular doğrultusunda dünyanın ilk kahvehanesi olduğu iddiası bizim resmi kurum kaynaklarında yer alıyor. Bunun en büyük dayanaklarından birisi de kahve kavurmak için kullanılan ve halen burada sergilenen ilk kahve kavurma fırının, yapılan kazılarda burada bulunmuş olması. 

Eski adları Emin Han, Tahmis Han, Hasırcılar Han ve Yeni han. Beta grubun burayı almasıyla birlikte ismi şu an Beta Yeni Han olarak geçiyor.

Baktığınız zaman gerçekten aslına sadık kalınarak güzel bir renovasyondan geçmiş. Üst çatı kısmı hariç, iç avlu ve bütün odalarda tarihi dokuya sadık kalınarak güzel ve modern görünümlü dükkanlar yapılmış. Ama o kadar ticari bir yer haline gelmiş ki içeri girdiğinizde tarihin kokusunu almak yerine, yer bulur muyum, nereden yer kaparım derdine düşüyorsunuz:) Ve asıl güzelliği kaçırıyorsunuz:) Kahve içme konusuna gelince. Kahveler içildi ama beğenilmedi, büyük bir uğultu, sıradan kahveler. Keşke çay içseydik diye de iç geçirdik:) 

Burayı tarihi bir dokuyu ziyaret etmekten çok gezi arası mola olarak değerlendirebilirsiniz. Çünkü özel bir işletme ve hınca hınç dolu:) Heba olup gitmesini gönül tabi ki istemez ama belki kamulaştırma ile farklı bir şekilde değerlendirilebilirdi. Yine de ticaretin merkezi diyebileceğimiz bir yerde, bu yapılana pek şaşırmamak lazım...

Son durak olan Çiçek Çarşısını ayrı bir başlık yapmadan yazıp, tavsiyeler ile yazıyı sonlandırıyorum:)

Burası ile ilgili tek yazabileceğim, eski cazibesinin kalmadığı. Çünkü artık hemen her yerde fidanlıklar, seralar var. Hatta bir çok zincir markette uygun fiyatlı tohumlar satılıyor. Hal böyle olunca da burası tarihten gelen ismi ile ayakta durmaya çalışan sıradan bir yer halini almış. Ama gelmişken tabi ki görüp, gezmek de fayda var.

Geçelim tavsiyelere;

Yazının başında yazdığım rota yaklaşık olarak 20 bin adıma tekabül ediyor. Bu sebeple de spor ayakkabı yada benzeri birşeyler giymekte fayda var. Gezerken keyif aldığınız için anlamıyorsunuz ama sonradan yorgunluk ortaya çıkıyor. Bu yorgunluğu artırmamak adına rahat birşeyler giymekte fayda var. 

Ne çok sıcak, nede çok soğuk ve yağmurlu havaları tercih etmeyin. Büyük çoğunlukla dışarıda olacağınız için bunlar sizi olumsuz etkileyecektir.

Giritli Mustafa Paşa Hanı

Bu bölgeye planlanacak gezilerde  hafta içi, hafta sonu pek farketmiyor diye düşünüyorum:) Hep kalabalık, hep kalabalık. Bazen yürüyebilmek için insanlarla ciddi ciddi mücadele ediyorsunuz:) Belki sabah erken saatleri tercih ederseniz biraz daha sakin olabilir.

Fotoğrafçı arkadaşlar için özel bir tavsiyem yok. Ama herşey o kadar iç içe ki makine ile çekim ne kadar sağlıklı olur bilemedim. Ben boynunda makine ile dolaşan birçok arkadaş gördüm ama açıkçası benim bu tarz yerlerde tercihim cep telefonu kamerası. Özellikle geniş açı fotoğraf çekme özelliği olan cep telefonları işinizi fazlasıyla görecektir.

Benim için gezmesi de, sizlere anlatması da çok keyifli bir geziydi. Umarım sizlerde aynı keyfi okurken yaşamışsınızdır.

Yorum Gönder

0 Yorumlar